bak iye
çoğu
gitti
![]() |
| (by Asli) |
De te fabula narratur, senin hikâyeni anlatıyorlar.Marx'ın Birinci Sözü
Kapital'in önsözünde yer alan bu sözler, iki eksen üzerinde derinleştirilebilir:
Tarih her şeyden önce bir "anlatı"dır...
Sözgelimi Hegel'de henüz bir tarihyazımı bulunmadığı, İdea'nın hareketi olarak anlaşılan evrensel bir tarih felsefesinin kendi varoluşunu tarihyazımını dışlamaya dayandığı, bir taraftan tarihsel maddeciliğin belirlenimleri ve varoluş nedenleri arasında yer alır. Öte taraftan, "bilginin ilk kaynağı" sorusu ile karşı karşıya kalırız: İlk kaynak, tarihte, her zaman ilk anlatandır. Köken, Heidegger'in istediği gibi, Varlık ile Hakikat arasındaki ilk bağlantıyı kuran Logos değil, Oluş ile Logos, yani dil arasındaki ilk bağı oluşturan anlatıdır. Öyleyse tarihyazımının tarih felsefesine ve onu taşıyan "Evrensel Özne" tasarımına bir önceliği olmalıdır. Marx'tan önce tarih yoktur, çünkü "senin hikayeni anlatıyorlar" formülü, tarihe yeni bir bakışın tarihe giriş anını oluşturuyor. Althusser'in hatırlattığı gibi, eğer fiziğin kıtasını Galileo açtıysa, tarihin kıtasını Marx açıyordu.
De te fabula narratur, ikinci olarak, şu uyarıyı yapar: Marksizm'in esas olarak 19. yüzyıla ait bir tasarım olduğu, orada "sudaki balık" gibi yaşadığı, bu yüzden günümüzün "nesnel" dünyasını açıklamaya, dolayısıyla yönlendirmeye artık yetenekli olmadığı, yalnızca Marksizm'e karşı evrensel zaferini kutlamakta pek acele eden liberalizm türlerinin değil, (eski) Marksistlerin de kabul etmeye, yer yer vurgulamaya başladıkları bir görüş haline geldi. Buna göre, dünya bugün genel görünümü ve her veçhesiyle, Marx'ın gözlemlediği yüzyılın dünyasından artık çok uzaktır.
Marx'ın gözlemlediği dünya ile bugün gözlemlediğimiz dünya arasındaki farkın dile getirilmesi bir tür truizmden başka bir şey olabilir mi? (…) Unutulan veya gözardı edilen en önemli şey, belki de "Marx'ın gözlemlediği ve açıkladığı dünya" ile "bizim gözlemleyebildiğimiz ve açıkladığımız dünya" arasındaki farktan bahsetmenin pek de masum olmadığıdır. Belki Marx çağını gözlemlemiş, yorumlamış ve açıklamaya girişmiştir. Ama bunu bizim bugün, kendi dünyamız için başarabildiğimiz varsayımı ne ölçüde ileri sürülebilir? Böyle bir varsayımın tehlikesini düşünmek, Marx'ın hâlâ neden "esasa ilişkin" bir çift sözü olduğunu gösterecektir. Marx'-ın söyleyeceği şey elbette "bizim çağımızı açıklamak" değildir. Bu sözün önemi, birinin kendi çağını "anlamak" ve "açıklamak" için ne yapabileceğini bize öğretecek son sistematik düşünceyi içeriyor olmasında yatıyor.
Öyleyse, De te fabula narratur, İngiltere'den Almanya'ya göndermekle kalmaz, günümüzün zayıf düşüncesine, Marksizm'in pratiklerinin bile içine sinmiş zayıf düşüncenin etkilediği günümüz insanlarına gönderilmiş bir mesajdır.
Sermaye, bedeninde yalnız meta yığınlarını, para ve krediyi, üretim araçlarını, ödenmemiş artı-emeği biriktirmekle kalmaz, açıkçası, insanları biriktirir.
Marx'ın birinci sözü olarak sunmaya çalıştığım De te fabula narratur, öyleyse bize, "sınıf mücadeleleri tarihi"nin ("Tarih" zaten öyle değil midir?) bir yüklemini aktarıyor. Bu yüklem, dilin ve anlatının, ama gündelik yaşamdaki ve toplumsal bağlamındaki anlatının yüklemidir.
Öyleyse, De te fabula narratur'un bize söyleyeceği bir şey daha vardır: Warensprache'nin, metaların dilinden telaffuz edilmiş anlatısını (biteviye kapitalizmin konuşması) tercümesi (Das Kapital'in katmanlarından biri) yeterli değildir: onun yerine başka bir anlatının, yepyeni bir anlamın konulması, kısacası "başka bir hikâyenin anlatılması" gerekir. Bu "yeni hikâyeyi dinlemek" için birçok kulağın dikilmiş olduğunu biliyoruz. Ama diller kendi kendilerine konuşamazlar.
KUKUMAN KUŞUNUN EFKÂRI
Yazdıranlar ve yazdı
Yazdırmayanlardan bahsetmek
Onlar aslında yazdıranlar da
Bir ağaç mesela – biteviye yazmak ve kalemi aklından bile geçirmemek için bir sebep olabilir.
Ya da insanlar
Yaşamak ve umutsuzluk gibi… Bir ve aynı şey – umarsızca eyleten ve tüm eyleme gücünü ıskartaya çıkaran.Ya da iki
Ağaç kadar, insan kadar, hayat katar, okuduğum iki kitabın da payı var yazmamışlığımda. Divided Self ve Corrosion of Character.
Eski Ahit’teki İhil ile Nihil’in hikayesi gibi – var mı öyle bir hikaye? Eski Ahit o kadar eski, Ahde Vefa kentsel dönüşümden mustarip bir semt adı mı?
Tiyatro sahnesinde tasarlı oyun dışında beklenmedik bir şey olduğunda verilen tepkiler itibarıyla üçe ayrılır oyuncular. Kötü oyuncu şaşırıp duruyor. Oyuncu şaşırıp devam ediyor. İyi oyuncu, oyunun bir parçası haline getiriyor kazayı.
Yazarlığım kadar değilse de oyunculuğumu da sorguluyorum çoğun. En geniş anlamlarıyla.
Nihi nihi : )