Kolay-Zor 1: Giriş
Kolay-Zor 2: Etimolojik Bakış
Kolay-Zor 3: En Az Eylem Yasası
Kolay-Zor 4: Tek Kişilik Senfoni
… her insani sorunun herkesçe malum bir çözümü vardır – bu çözüm basit, akla yatkın ve yanlıştır.[1]
H. L. Mencken
Tek boyutlu kolaycılığın hangi sorunlarla malul olduğunu, bunun neden bizi kolektif bir rahatlığa erdiremeyeceğini, hatta işimizi giderek zorlaştıracağını tartışmaya çalışıyorum. Bu şiardan hareketle, “evet ya!”, “aynen aynen” denip geçilecek cinsten bir yüzeysellikten kaçınmanın yollarından biri de ara yollara sapmaktan imtina etmemek. Kolay-zor üzerine (ve dolayısıyla üzerinden) düşünürken tali bir yol sayılır mı emin değilim aslında. Sapalım, görelim. Girip bakalım ki ak yol kara yol belli olsun.
Yolculuğun bu ayağında bir “kolay” tezahürü olarak basit, açık, ve sarih dolaylarına uğrayacağız. Bu komşu kavram kümesini ele alırken takdim edip özetleyeceğim kaynak, C. Thi Nguyen’in kamusal söylemde gerçeğin basit ve berrak görünümlü temsilini ve bu temsilin sonuçlarını tartıştığı bir konuşması olacak.[2]
Nguyen’e gelmeden önce, etimolojik bakış yazısında girmediğim fakat “basit” tartışması altında anmaya değer birkaç kelime kökenine, ardından da bir Charles S. Peirce makalesine değineceğim. Makale hem işbu serinin bir önceki yazısında geçen pragmatizm bahsinin bir uzantısı olması, hem de Nguyen’in basitlik ve netlik üzerinden ortaya attığı fikirler için felsefi bir arkaplan oluşturması bakımından önemli.
Basit, Berrak, Net
Basit kelimesinin etimolojik bavulunda taşıdığı anlamlar düz, engebesiz; yayılmış, serilmiş, açılmış. Karşısına koyabileceğimiz karşıt sözcüklerden biri müşkül. Kuşkulu, muğlak, zor anlamlarını taşıyor. İşkillenmek fiilinde geçen ve bugün kuruntu/kuşku karşılığı kullandığımız “işkil”den türeme. İşkil sözcüğünün geçmiş anlamları: engel, belirsizlik, anlaşılmazlık, zorluk.
Nguyen’in önermelerinde merkezi yer tutan clear/clarity güncel Türkçede daha sık kullanılan “açık/lık” ve “net/lik” ile karşılanabilir. Ancak bu tercümede bazı nüanslar kayboluyor. Daha yerinde bir karşılık olarak berrak/lık önerilebilir. Duru, temiz, saf. Daha naftalinli bir seçenek “sarih/sarahat”. Berrak/lık’a kıyasla metaforik rengi soluk olsa dataşıdığı anlamlar clear/clarity ile denk – açık, net; şüpheye, yoruma yer bırakmayan.
Buradan bakınca, basit/müşkül patikasının aslında kolay/zor ile epey benzer bir istikamette ilerlediği, adeta aynı yolun yolcuları için bir paralel kavram güzergahı olduğu daha net görülüyor. Öyle ki, kolay-zor serisinin başından beri tekrarla zuhur eden düzlük, engebe, engel metaforları, basit/müşkül kelimelerinin bizatihi köken-anlamlarında karşımıza çıkıyor. Müşkülde devreye giren ve berrak/sarih’te iyice belirginleşen ikinci anlam katmanı, bizi, spesifik eyleyişlere ilişik yapılabilirlik/yapılamazlık imajının ifadesi olan genel kolay/zor’dan, dünya ile daha epistemolojik bir karşılaşma cephesine taşıyor. Müşküle içkin kuşku ve muğlaklık, sanki dünyanın mutlak bir anlayış ve kavranış imkanının önünde bir sis bulutu adeta. Berrak olan ise idrak edilip bilincine varılmak istenen dünya (ya da belli bir gerçeklik, herhangi bir şeyin bilgisi) ile aramıza epistemeolojik/ideolojik bir gürültünün girmediği pırıl pırıl bir gün.[3]
Kuşkudan Berrak Fikirlere: Peirce’ün Formülasyonu
Bilimsel ve mantıksal berraklık için bir yöntem önerdiği 1878 tarihli Fikirlerimizi Nasıl Netleştirebiliriz (How to Make Our Ideas Clear) yazısında Peirce, tartışmasına geleneksel felsefedeki net/berrak (clear) fikirler ve belirgin (distinct) fikirler arasındaki ayrım ile başlıyor. Descartes ve Leibniz’in de başvurduğu bu ayrıma göre berrak fikirler nerede karşılaşılırsa karşılaşılsın herkesçe tanınabilir, diğer fikirlerden ayrıştırılabilir olan fikirler. Bu özelliği haiz olmayan bir fikir muğlak (obscure) sayılıyor.[4] Descartes’a göre bir fikrin şaşmaz olması için berrak olması şart fakat yeterli değil. Bazı berrak fikirler diyalektik sorgulama ile sınandığında ayakta kalamayabilir. Zira berraklık hissi, fikir ile aşina olmaktan kaynaklı bir yanılsama da olabilir. Leibniz’in deyişiyle, aslında “puslu” bir fikir berrak bir kavrayış izlenimi uyandırabilir. Bu nedenle fikrin sağlamlığından emin olmak için ikinci bir kıstas olarak “belirginlik” devreye sokuluyor. Fikrin diğerlerinden kolayca ayırt edilebilir olmasına ek olarak, tüm bileşenlerinin titizlikle tanımlanmış, her bir bileşeninin tek tek berraklığının test edilip içindeki muğlak unsurlardan arındırılmış olması gerekiyor.
Peirce, modern düşünce için bu ikinci boyutun da yeterli olmadığını iddia ediyor ve pragmatik ilke (pragmatic maxim) olarak adlandırılan üçüncü bir berraklık kıstası öneriyor. Buna göre fikri oluşturan unsurların soyut tanımlarının muğlaklık içermeyen bir berraklığa sahip olmasının ötesinde, fikrin berraklığını anlamak için o fikrin ya da kavramın tasavvur edilebilir sonuçlarını da hesaba katmak gerekiyor. Peirce için bir fikrin getirdiği tasavvur edilebilir sonuçlar, duyumsanabilir etkiler (sensible effects) ve otomatik olarak tetiklediği eylem ve davranışlar (habits of action) da o fikrin bir parçası. Eğer farklı görünen iki fikir aynı pratik sonuçları doğuruyor ise, bu ikisi aslında aynı anlama gelmektedir. Aralarında ancak sözlü ifade düzeyinde bir farktan söz edilebilir. Dolayısıyla bir fikrin değeri de ancak doğurduğu pratik sonuçlar, eylem ve davranışlarla ölçülebilir.
Fikrin berraklığının önemi ve pratik sonuçlarından ayrı düşünülmemesi gerekliliği, makalede önerilen fikir>inanç>eylem döngüsü ile daha belirgin hale geliyor. Bu döngü, kuşkunun verdiği rahatsızlık (irritation of doubt) ile tetiklenir ve böylece zihinsel faaliyet harekete geçer, ta ki bir çözüme ulaşılana dek. Süreç sonunda oluşan inanç veya kanı – ki Peirce’e göre düşüncenin yegâne işlevi inanç oluşturmaktır, kuşkunun yarattığı rahatsızlığı giderir. Daha da önemlisi, her inanç, eyleme rehberlik eder ve öğrenilmiş bir davranış kalıbı (habit) oluşturur. Eyleme yol açan inanç, düşünce için bir son durak değil, farklı koşullarda yeni kuşkulara zemin oluşturması itibarı ile aynı akışın tekrar tetikleneceği bir başlangıçtır aynı zamanda.
Kolay Gerçekçilik
Gelelim Nguyen’in tartıştığı, kamusal söylemde gerçeğin temsili sorunsalına. Kamusal söylem, fikirlerin ifadesi, dolaşımı, etkileşimi; bilginin paylaşımı, ve dolayısıyla fikirlerin oluşum ve dönüşümünde belirleyici bir işleve sahip. Bu açıdan aslında temel bir politik mecra. Ve söylemeye bile gerek yok, bu mecrayı kapsayan kamusal alan giderek daralmakta. Sosyal medya bugün belki kamusal söylemin büyük ölçüde gelip sıkıştığı ve fakat görece en canlı olduğu ortam. İfade özgürlüğü temelli liberal anlayış, sosyal medyanın aslında kamusal alanı genişleten bir imkan ve zemin sunduğunu iddia edebilir. Artık pek çok ototiter düzende sıradanlaşmış olan açıktan sansür ve kısıtlamaları bir an için bir kenara bırakırsak, aslında sosyal medyanın bilgiye erişim, fikir beyanı ve etkileşimi için teknik olarak böyle bir potansiyel taşıdığı kabul edilebilir. Gelgelelim, sahiplik yapısı, işleyiş mantığı ve kanaat üretme gücü ile kapitalist düzenden ayrı düşünülemeyecek bu mecraların bir özgürlük alanı olarak kodlanması, kısmen birazdan tartışacağımız sebeplerle de, ancak naif bir bakışla mümkün.
Bir de şu var, unutmayalım – daralmayı yalnızca bir alanın küçülmesi olarak düşünmemeli. Kamusal söylemin tedavülde olduğu mecraları bir alandan ziyade üç boyutlu bir uzam olarak tahayyül edelim. Daralmanın, çemberin küçülmesine eşlik eden daha sinsi bir boyutu var: Derinliğin yitimi. “Her şey”in “özgürce” paylaşılıp tartışılabildiği ideal bir sanal dünyada dahi farklı fikirlerle karşılaşmanın güçlüğü[5] ve sosyal medyanın yaygın işleyiş biçimi gereği hapsolduğu sürat ve yüzeysellik; bu uzamın giderek kendi üzerine kapanıp büzüşmesini, tanımlayıcı özelliklerinden biri olan açıklık vasfının giderek yitirmesini beraberinde getiriyor. Adeta bir otomatizm basitliğinde dillere pelesenk edilen algoritma mantığı ile sosyal medya – ve elbette ardındaki devasa tekno-kapitalist yapı, bu yitimin vuku bulduğu bir mecra olmanın ötesinde, biz sosyal medya kullanıcılarını da bu işleyişe dahil edebildiği ölçüde, bizatihi dönüşümün faili.
Basitleştirilmiş “Hakikat”: Üç Teknik
Böyle söyleyince abartılı ve fazlaca büyük bir iddia gibi gelmiş olabilir. Ayaklarını yere bastırmak için Nguyen’in analizine tutunup, kolay-zor mıntıkamıza doğru inişe geçelim. Kamusal Söylemin Oyunlaştırılması başlıklı konuşmasında Nguyen, mühendislik ürünü sanal ortamların ve sistemlerin, ahlaki ve insani değerleri haz uğruna nasıl basitleştirerek iç ettiğini (capture) inceliyor. Haz burada tabii ki söz konusu sistemin kendi nihai çıkarına, yani daha fazla kâra (ve mekanizmanın devamlılığına) hizmet eden bir ara ürün olarak işlev görüyor.
Analiz başlıca üç teknik tespit ediyor. İlki “sahte netlik”, ikincisi “genel pornografi”, üçüncüsü “oyunlaştırma”.
Sahte netlik (sözde berraklık da diyebiliriz), bir netlik algısı yarattığı nispette, insanın düşünmeye ve sorgulamaya devam etmesini tetikleyen belirsizlik hissini uyuşturuyor. Soru sorma ve anlama döngüsünü büsbütün ortadan kaldırmasa da en kısa yoldan sonlandırmaya yarıyor. Bunun zamanla bir eylem kalıbına dönüşmesi, düşünme yetisinin kötürümleşmesi demek. Peirce’ün yukarıda özetlediğimiz fikir>inanç>eylem döngüsü cinsinen söylersek, yeni döngülerin oluşumuna cevaz verecek kuşkular bertaraf ediliyor. Böylece döngüler spiralleşemeden kapanıveriyor. Sosyal medya özelinde eylem yaratma imkanı zaten kısıtlı olan inançlar, dönüşüp derinleşemeden, en önemlisi farklı eyleme biçimleri ortaya çıkarma imkanı bile bulamadan kısa yoldan sabitlenip standarda bağlanıyor.
Sözde berraklığa hizmet eden unsurlardan biri, fikirlerin veya bilginin sunulduğu form. Fikirlerin kolayca alımlanıp sindirilebilecek biçimlerde, örneğin kısa alıntılar, basit sloganlar, okunaklı yazı tipleri, akıcı cümleler, basit görseller ile sunulması, onların kabulünü kolaylaştırarak sorgulamayı devre dışı bırakmayı teşvik ediyor. En karmaşık mevzuların bile bağlamından koparılarak nicelikselleştirilmeleri, sağladığı kolaylık ve bilimsellik/otorite kisvesi sayesinde, temsil ettikleri gerçeğin ardındaki karmaşık süreçlerin önüne “berrak” bir perde çekiyor.
İkinci teknik, genel pornografi. Genel pornografiden kasıt, cinsel pornografide sadece spesifik bir örneğini gördüğümüz bir işleyiş: bir şeyin temsilinin, gerçeğinin maliyet ve sonuçlarından azade bir şekilde anlık tatmin için kullanılması. Nguyen’in analizine göre bilhassa sosyal medyada etkileşime ve ahlaki tatmine giden en kestirme yollardan biri olan ahlaki öfke temsili böyle bir işleyişin parçası. Ahlaki öfkenin sanal dışavurumu, anlık hazzın katalizörlüğünde, işin aslına kafa yormayı ve eylemde bulunmayı gerektiren gerçek bir ahlaki etkileşimin yerini alıyor. Bu bedelsiz öfke hazzını maksimize etme eğilimi, inanç sistemlerini ve etrafındaki temsilleri basitleştirme eğilimini daha da pekiştiriyor.
Ahlaki ve insani değerleri işlevselliğe indirgeyen bir diğer basitleştirme tekniği oyunlaştırma. Saf oyun bağlamında bilişsel ve davranışsal imkanları zenginleştirmeye yarayan net ve nicelleştirilmiş hedefler, oyunun doğal bir parçası. Ancak bu hedefler gerçekliğin temsil biçimlerine uygulandığında “hayatın varoluşsal işkencesinden” azade bir sözde gerçeklik deneyimi sunuyor. Bu yolla, oyunlaştırmayı tasarlayan şirket veya kurumun basitleştirilmiş değerleri, oyunlaştırmaya maruz kalan kişinin zengin ve incelikli değerlerinin yerini alıyor.
Tüm bu unsurlar birleştiğinde ortaya çıkan, mühendislik ürünü bir "inanç sistemi tuzağı". Basitleştirilmiş ahlaki görüşlerin benimsenmesi hazla ödüllendirilirken, bu haz sayesinde dar-görüşlülük bir nevi alışkanlığa dönüşerek giderek kalıcı hale getiriliyor. Sonuç, kişinin vizyonunun sadece sistemin önemsemesini istediği şeylere odaklanacak şekilde daralması.[6]
Küçük Kolay Büyük Kolayı Yutar
Gerçekliğin basitleştirilmiş, idraki yolundaki zahmetlerden arındırılmış temsili; onun doğrudan veya olduğu haliyle deneyimlenmesine kıyasla çok daha az çaba gerektiren, kolay bir yol açıyor önümüzde. Bu kolaylığın ardında fikir>inanç>eylem döngüsünün bir tür manipülasyonu var. Döngünün farklı eylemlere yol açabilecek şekilde devamlılığını sağlayan muğlaklık hissi zayıflatıldıkça, her seferinde yeni sözde bir netliğe ulaşmak daha da kolaylaşıyor. Böylece döngünün tekrar eden çemberleri giderek küçülür, oluşan inançlar ve buna bağlı pratik sonuçlar (ki çoğu zaman zaten basbayağı eylemsizlikten ibarettir) giderek yaygınlaşır ve birbirine yakınsar. Sonuç: Düşünceyi kötürümleştirerek ve dolayısıyla farklı eylem biçimlerinin önünü alarak yaratılan “canlı”, “dinamik” ve “heyecan verici” bir kısır döngü. Girmesi kolay, çıkması zor.
Bu döngüyü kırmak mümkün mü peki, nasıl? Çıkış için en yakındaki imdat çekici, müşkülün işkili. Çok açık ve berrak, bir o kadar doğru görünen, buna mukabil tek lokmada yutulabilen fikir ve malumattan işkillenmek. Pek çok günümüz kolayında olduğu gibi, gerçeğin basit açıklamalarında da bin bir bit yeniği olabileceğini akılda tutmak. Yukarıda özetlediğimiz işleyişe bakılırsa, bu kolaylıkların sadece eksik ve yanlış değil, bir yanıyla basbayağı ahlaki ve en nihayetinde iktisadi-politik tuzaklar olduğunu düşünmek için pek çok sebep var. Bir fikre netlik hissi veren unsurlar neyi gizliyor? Anlama gayretine ve soru işaretlerine yer bırakmayarak aslında hangi eylemlere yol açıyor, hangilerinin önünü tıkıyor? İşkillenme biçimlerini çoğaltmak mümkün.
Önceki yazılarda bahsettiğimiz perspektife oturtarak kapatalım bu faslı. Öncesinde bir noktayı açıklığa kavuşturalım. Kolaya kaçmanın ya da kolaylıktan/kolaycılıktan kaynaklanan hazzın olumsuz olduğu; ya da tam tersi, zoru seçmenin her durumda ahlaken daha doğru olduğu gibi bir sonuç çıkarılmamalı. Gayemiz körü körüne bir zor-sevicilik değil. Mesele, dünya ile ağırlıklı olarak basit ve kısa yollardan ilişkilenmenin çoğu zaman görünmez fakat ciddi bedelleri olması. Unutmamalı ki insanı değil kârı gözeterek imal edilmiş bilişsel kısayollar, sadece vesile oldukları işleyişin çıktılarını görünmez bir azınlığın hanesine aktarmakla kalmıyor; bu kısayolları seçme alışkanlığının yerleştirdiği davranış kalıpları ile bu aktarımın sürdürülebilirliğini de güvence altına almaya çalışıyor. İşte tam da bu ikincisi küçük kolayların büyük kolayın hilafına çalışmasını sağlıyor. Bu kısayollar anlamanın, öğrenmenin ve etkileşmenin asli biçimine evrildikçe, gerçekliği dönüştürme imkanı taşıyan eylem ihtimalleri sinsice ufalanıyor. En nihayetinde kolektif evresel düzlüğe yönelmemiz zorlaştığı gibi, tam aksi yöne, nefes almayı bile zorlaştıran engebelerle dolu hayatlara sürüklenişimiz hızlanıyor.
NOTLAR
1. H. L. Mencken, Prejudices: Second Series, s.158, 1921. Bu alıntının dolaşımda olan daha yaygın bir versiyonu şöyle:: “Her incelikli ve karmaşık sorunun son derece basit ve dolambaçsız bir cevabı vardır. Fakat o cevap yanlıştır.” Aslında bu versiyon daha basit ve daha cazip – fakat yanlış.
2. Kendisi de bir oyunsever ve (tam da bu yüzden) oyunlaştırma karşıtı bir felsefe profesörü olan Nguyen’in bu konu ile kısmen ortaklaşan “Hayat bir oyun mu” başlıklı başka bir söyleşisini daha önce paylaşmıştım. Diyeceğim, Nguyen’in oyunlaştırma eleştirisi saf oyuna karşı bir pozisyon olarak algılanmamalı. Burada dert oyunla değil, oyunlaştırmayla.
3. Pırıltı demişken, hem berrak/lık hem clear/clarity sözcükleri benzer bir anlam kayması yaşamış. Felsefi bir yerden ontolojik spekülasyonlar yapabileceğimiz, ama daha önemlisi kolay-zor özelinde bakılınca kısayolcu bir kolaycılığa dalalet ettiğini iddia edebileceğimiz bir kayma. Köken olarak her iki kelimenin asli anlamları parlamak, ışıldamak – Arapça barrak, Latince clarus. Günümüzde hala baskın olan saf, duru, ardını-gösteren anlamları daha modern çağrışımlar. Yani niteledikleri durumun adeta şeffaflığına, ardındakini doğrudan görünür, erişilir kılma anlamları görece yeni. Orijinal anlamları ile berrak yahut clear, bir şeyin mevcudiyetinin yoğunluğuna, bu yoğunluktan taşan ışıltıya işaret ederken; bugün bu sözcüklerin kullanımıyla olumlanan durum, o şeyin neredeyse tamamen görünmez olup aradan çıkması.
4. Peirce’in Türkçede yayımlanan çevirisinde, clear başlıkta “net”, metin içinde “açık”; distinct “ayrı”; obscure “belirsiz”; confused ise “karşışık” olarak tercüme edilmiş. (bkz. Mantık Üzerine Yazılar, C.S.Peirce, s.48-72, çev. Halit Yıldız, Öteki Yayınevi, 2004). Bu karşılıkların orijinal terimlerin doğru anlaşılmasını güçleştirdiğini düşündüğüm için kendimce daha doğru bulduğum karşılıkları kullandım. Öneğin yukarıda bahsettiğim sebeple clear karşılığı olarak “net”in yanı sıra “berrak” da kullanacağım.. Distinct için “belirgin”, obscure için “muğlak” diyeceğim.
5. Nguyen’in “yankı odaları” ve “bilgi baloncukları” üzerine ilgili bir makalesi için bkz. Escape the Echo Chamber
6. Burada özetlenen analiz yapıldığı sırada henüz yapay zeka furyası ortaya çıkmamıştı. Yaygın kullanımda “yapay zeka” olarak adlandırdığımız büyük dil modellerini (LLM) de birkaç sebeple benzer gerçeklik temsilleri olarak düşünebiliriz. Birincisi, giderek kamusal söylemin bir bileşeni haline geliyorlar. İkincisi, görünmezcesine dolayımlanmış da olsa sosyal ve medya karakteri taşıyorlar. Üstelik bu modeller gerçeklik ve malumat temsillerini yalnızca tek lokmada yutulup sindirilir biçimlerde sunmakla kalmıyor, bu temsilleri terkip eden faillerin, adlı adınca tekno-kapitalist şirketlerin ellerinden çıkıyor – yani görünmez bir nihai amaca hizmet eden imal edilmiş temsiller oluşturuyorlar. Buna karşın, önümüze koyduğu çıktılar, kamusal söylemin ve bilginin aracısız ve şeffaf bir sentezi gibi sunuluyor. Dolayısıyla eldeki analiz pekala yapay zeka eleştirisine de uyarlanabilir.
.jpg)



