31 May 2026

Kolay-Zor 2: Etimolojik Bakış, İki Gözlem, Bir Soru

Zahmet çekmeden yapılabilen iş, zorlanmadan başa çıkılabilen durumları niteliyor “kolay”. Ya da bu iş ve durumların odağındaki nesneyi adlandırıyor. Bir şeyin, başka şeylere; bir mevzunun ya da durumun yine mevcut veya olası benzerlerine kıyasla daha zahmetsiz, daha basit, daha rahat yapılabilmesi, olması manasına geliyor. Yanisi, mevcut güç, yetenek, beceri, kapasite, statükoyu aşmadan, alışkanlıklar ve halihazırda sınırları çizili bir alan dahilinde, bilemedin bir kol boyu ötesinde bir eylemlik.

“Zor”a geldiğimizde yine hem ad (bir nesne veya durum) hem de o ada ilişik bir eylemin niteleyenini görüyoruz. Güçlük, sıkıntı, rahatsızlık. Sıfat hali, suni zeka çıktısında göre “sıkıntı çekilerek yapılan, başarılması veya anlaşılması güç, kolay olmayan, zahmetli veya meşakkatli işleri/durumları” ifade ediyor. Yine aynı sentetik sonuç  “kısaca,” diyor, "kolay kelimesinin zıttı olup, yüksek enerji veya sabır gerektiren her durum için kullanılır.”

Türkçe ve İngilizce kökenlere bakınca bu kavram çiftine dair iki şey dikkatimi çekiyor [1].  Birincisi, her iki dilde de kelimelerin tespit edilen en eski kullanımlarına bakınca “kolay”ın “zor”dan takriben iki yüzyıl daha geriye gitmesi. Kolayın bugün kullandığımız anlamı Türkçede 14. Yüzyılda tespit edilirken, onun zıddı olarak kabul edilebilecek “zahmet” anlamındaki kullanımı 16. Yüzyıla tarihlenmiş. Doğrudan güç, müşkül, zahmetli, meşakkatli karşılığı olan sıfat kullanımı ise çok daha sonra. Her ne kadar “güç, kuvvet” anlamındaki “zor”un geçimişi en az “kolay” kadar eski olsa da, modern kullanımlarına bakıldığında kolay olmayan anlamındaki “zor” kronolojik olarak “kolay”dan yüzyıllar sonra ortaya çıkmış gibi görünüyor. 

İngilizcede en azından difficult özelinde “zor”un “kolay”dan sonralığı daha belirgin. Kök sözcük olan Latince diffacilis, yapması kolay olan anlamındaki facilis’e olmusuzlama ön eki “dis-” getirilmesi ile oluşturulmuş. Difficult 15. Yüzyıl başına tarihleniyor. Kolay için easy, yahut isim hali olan ease kelimelerinin etimolojileri ise iki yüzyıl daha önce, 13. Yüzyıl başında tespit edilmiş.

Gözüme çarpan bir diğer paralellik, sözcüklerin sırasıyla eylemsizlik ve eylemlilik hallerine yakınlıkları. Biri diğerine göre daha az çaba, emek ve zaman gerektirdiğine göre şaşılacak şey değil, diyebilirsiniz. Yine de kayda değer. Bir şeye kolay ve zor der, onu öyle görürken, atıllığa ve eylemliğe dair örtük eğilimleri dile getiriyoruz. Yukarıda “kolay” anlamına değindiğimiz Latince facilis, “yapma/etme” anlamındaki facere’den geliyor – anlam geçişi belli ki kolay olanın yapılası, yapılabilir olmasından kaynaklı. İngilizce ease kökenine dair bir hipoteze göre kelime Latince “yakında duran, bulunan” anlamındaki adiacens’ten türetilmiş. Ulaşılmak istenen nesne ya da sonuç hemen oracıkta, failin dibinde durup beklemekte. Asgari bir çaba ile varmak/elde etmek mümkün. 

Türkçedeki “kolay” için de benzer açıklama çabaları var fakat doğruluğu hayli şüpheli. Türk dil reformunda yeni kelimeler türetiminde başvurulan soneklerden biri olan -ey/y (-ay/y)’dan ve “kol” kelimesinin eskiden “el” anlamına gelmesinden yola çıkarak “kolay”ı “el altında olan, ele gelen, elverişli” olarak açıklayan kaynaklar var. [2] [3]   

Daha güvenilir kaynaklar ise Eski Türkçedeki “kol-” (herhangi bir şeyi istemek, arzu etmek) fiilinden yola çıkıyorlar. Yani “kol-ay” aslında istenen, arzu edilen, uygun şey demek. Bu fiili tartışan (şu an izini kaybettiğim lakin varlığına sizi temin edebileceğim) bir kaynak “istenen şeyin rahatça elde edilmesi, zamanla kelimenin ‘zahmetsiz’ anlamına gelmesini sağlamıştır” diyor [4].  Lakin bu akıl yürütmede bir tuhaflık var. İstenen şeyin rahatça elde edilmesinden ziyade zahmetsiz elde edilebilecek şeyin istenir bir şeye dönüşmesi daha akla yatkın bir açıklama sanki. Her halükarda, istemek ve zahmetsizce erişmek arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran, dolayısıyla söz konusu fail perspektifinden bakıldıkta kolayın istenirleşmesini en azından anlam kaynaşması düzeyinde tespit edebiliriz.

Bu iki gözlemi genişleterek tekrar edersek: kolay, verili ve durağana komşu iken, zor onun ötesine, eyleme ve gayrete akraba. Tekil fail bakımından kolay, zordan önce. Hem zamanda hem gerçek veya zihinsel mekanda. Fail merkezli bir durağanlığın hemen yakınına tekabül ediyor çünkü: daha az çaba, daha az sabır, daha az hareket – hemen (ve) şuracık. Bu açılardan bakılınca kolay, mevcudu onaylama [5], koruma (örneğin varlığını sürdürme) temayülü ile ilişkilendirilebilir [6].  

Eski Türkçedeki “kol-” fiiline ilişkin bir başka not: Eski Uygur Türkçesi metinlerinde bu fiilin ikinci ve üçüncü şahıslara ait zaman ve kipleri bulunmakla birlikte, birinci şahıs çekimli örneklerine rastlanmıyormuş. Olası bir sebep olarak bu fiilin daha çok “yukarıdan aşağıya doğru yönelen istek ifadeleri” için kullanılması gösteriliyor [7].  Yani kök-anlamdaki bu istek; komut veya emir addedebileceğimiz bir istemeyi imliyor. İstenen, arzu edilen şey anlamındaki “kolay”da da benzer bir “hiyerarşi” varsayarak bir soru daha: Hiyerarşiyi, bir şeyi kolay bulan fail ile onun kolay bulduğu şey arasında mı, yoksa o şeyin faile kolay gelmesine sebep olan harici bir unsur ile fail arasında mı düşünmeli? Aynı zamanda istenir olması bakımından kolay olanda söz konusu olan benim kolay olanı istemem midir, yoksa benim kolayı istememin istenmesi mi? Asıl güç kimde; kolayı isteyende mi, ona onu istetende mi?


  1. Türkçe ve İngilizce kökenler için ağırlıklı olarak kullandığım kaynaklar www.nisanyansozluk.com ve www.etymonline.com.
  2. Trajik Başarı: Türk Dil Reformu, Geoffrey Lewis, s.145-146 (Çeviribilim Yayınları, 2016)
  3. Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati, Dördüncü Cilt K-L, Andreas Tietze, s.345 (TÜBA Yayınları, 2016)
  4. Biraz zorlama bir örnek verme pahasına tersten bir doğrulama düşünülebilir – erişilemeyen ciğerin murdarlaşması ciğer ile değil, ona ulaşamayan ile ilgili bir şey söyler bize.
  5. Clauson’a göre onay kelimesi başta kolay (easy) ve daha sonra buradan hareketle edinmesi kolay, ucuz anlamlarına gelmekte. Bkz. An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century, Gerard Clauson, s.191 (Oxford at the Claredon Press, 1972)
  6. Apaçık ki, kolaya gönül indirmek, daha iyiye, güzele ve doğruya giden olasılıkların belirmesini zorlaştırır. Varlığa içkin genel bir canlılık itkisi/eğilimini imleyen conatus’u, bilhassa terimin Spinozacı anlamını düşündüğümüzde sözünü ettiğim korumacı tavır, buna kabaca var kalma refleksi diyelim, bu eğilimin ancak bir kısmını açıklar. Bu temayülün Spinoza’ya göre diğer bileşeni olan kendi kudretini artırıp varlığını güçlendirme yönelimi ise, kolay ile kolay kolay örtüşmeyeceğe, yetinmeyeceğe benzer. 
  7. Eski Türkçede İstek Fiili Olarak Kol- Fiili ve Türevleri Üzerine, Esin Ağca, s.143-152 (Türkbilig, 2019/38,) 

25 May 2026

Kolay-Zor 1: Giriş

Haddi zıddında iki kavramı düşünüyorum: kolay ve zor. 

Birer kavram mı bu kelimeler gerçekten? Değilse bile düşündükçe kavramlaşıyorlar. Eylem ve tercihlerimizi, bir bakıma hayatı, bu ikisi cinsinden ele almaya yeltenen bir zihin egzersizi koca koca kategorileri kavramanın değişik yollarını açıyor. 

"Bite Me", Naina Redhu, 2025
Bite Me (Naina Redhu, 2025)

Ne anlıyoruz kolaydan? İstenir, arzu edilir bir şey. Öyle ya, bir şeyin kolayı varken zorunu kim seçer? Hem o ölgün sese inanacak olursak “her şeyin bir kolayı var”. Diyelim ki öyle, bir şeyin kolayı ile o şeyin kolay olmayanı aynı mı bakalım? 

“Sonuç odaklı” bakışa göre, evet. Netice itibarıyla yani (haticenin itibarı ne olacak?). Ya da sadece kolay yoldan giden yolcu ve onun vardığı yer ile kısıtlarsan bakışı, yine evet; iki yolun sonuçlarının, çıktılarının benzer olması onları aynı yapmaya yeter diye düşünülebilir. Tek boyutlu kolaycılık diyelim bu perpspektife – hem kolayı bireysel ve çizgisel olarak ele aldığı hem de kestirme bir bakış sunduğu için.

Gelgelelim açıyı genişletip ötekini ve başka varlıkları/varoluşları – yol metaforundan devam edersek, diğer yol ve yolcuları, hatta yolu planlayıp inşa edenleri – de hesaba katan bir perspektiften, daha bütüncül bir yerden bakınca işin çetrefillenmesi işten değil. Boyutu artırıp gözümüzü zora koşmayı göze almak demek bu. Bir edimin belli bir sonuca ulaşma bakımından belli bir anda belli bir faile kolay olması, herkes için kolay olması ya da bütüne uzun erimli bir kolaylık sağlaması anlamına gelmez. Farklı bedenler, farklı algılar, farklı yetiler için kolayın zor, zorun kolay olabilmesinden söz etmiyorum sadece, orası besbelli. Şöyle bir şey daha çok: herhangi bir tekil varlık için kolay bir yolu tutmak, diğerlerinin yolunu uzatıyor, işini zorlaştırıyorsa ne olacak? Ya da şimdinin bir tekil kolayı, (müstakbel) bir çoğul kolaylığın hilafına işliyorsa? Bu sorulara fizik-madde sistemi bağlamında verilecek yanıtlar ile sosyal-beşeri ilişkilenimler açısından verilecek yanıtların aynı olmayacağı kendini kolayca sezdiriyor. 

Farklılaşma nereden kaynaklanıyor olabilir peki – iki düzeyi kolay-zor mefhumları açısından mukayeseli bir biçimde kavramaya çalışmak bilhassa sosyal-beşeri olana dair bize ne söyler? Öyle sanıyor ve umuyorum ki, bu iki sıradan “kavramı” özelden genele, yahut doğadan topluma doğru bir sorgu prizmasından geçirmek işin rengini değiştirip çeşitlendirmeye, yaşantımızda bilerek ya da bilmeyerek zoru ve kolayı seçişlerimize dair nüanslı bir anlayış geliştirmemize, dahası bu tercihlerde direksiyonu farklı yönlere kırmamıza kapı aralayabilir.

Tekil, çoğul ya da bütüncülde kolayı-zoru tetkik etme çabası işte böyle çağırıyor yaşamın büyük kategorilerini – siyaseti, iktisadı, etiği, estetiği. Ve iki kutup arası olası geçişkenlikler eşliğinde onları kavrayışımızı gözden geçirmeye davet ediyor bizi – dikkat kesildiğimde benim kulağıma gelen bu en azından. Bir hüsn-ü duyuntudan mı ibaret, yazdıkça belli olur belki. 

Bir dizi farklı yazı ile mevzuyu muhtelif yerlerinden ele alarak genişletmeye çalışacağım. Kelimelere etimolojik bir bakış atıp sonrasında "en az eylem" yasasına, kolay-zorun kapitalist toplumsal ilişkilenmelerin neresine denk düştüğüne, müzik örneği üzerinden sanat ve estetikteki tezahürüne, hayatiyet/özgürlük ile ilişkisine ve kimbilir bunların beni sürükleyeceği başka hangi ara mevzulara değinmek niyetindeyim.

Zor da olsa kolay gelsin cümle(leri)mize.